Değişmeyenler
Hukuki muhakeme değişmiyor. Bir sözleşmenin riskini tartmak, bir düzenleyici kararın işletme için ne anlama geldiğini görmek, bir belirsizlik karşısında sorumluluğu kimin taşıyacağına karar vermek. Bunların hepsi bağlam, sezgi ve hesap verebilirlik isteyen işler. Bir model olası bir cümle üretebilir, ama o cümlenin arkasında durmaz. Arkasında duran, imzayı atan kişidir. Bir düzenleyiciyle görüşmede masaya oturan da, bir yönetim kuruluna sonucu anlatan da bir insandır.
Gizlilik ve muhakemenin insana ait kalması da değişmiyor: şirket içi hukukta güven, sır saklama ve çıkar çatışması kuralları bir araç devreye girdi diye gevşemiyor. Üstelik gizliliğin hukuken nereye kadar uzandığı yargı çevresine bağlı; şirket içi yazışmalar her yerde koruma altında değil, örneğin AB rekabet hukuku bağlamında hiç ayrıcalıklı sayılmayabiliyor. Yanlış yapılandırılmış bir sistem, hassas malzemeyi hiç bulunmaması gereken yerlere taşıyarak bu riski büyütür. Bu yüzden ben, bir aracın ne yaptığına bakmadan önce neyi asla yapmaması gerektiğini tanımlamayı tercih ediyorum.
Gerçekte değişenler
Değişen şey, işin ilk kısmı. Muhakemenin kendisi değil, muhakemeye giden yol. Üç yerde somut fark görüyorum, ve üçü de günlük işin en çok zaman yiyen kısımlarına denk geliyor.
- Talep karşılama. Şirket içi hukuk ekiplerine gelen taleplerin çoğu tekrar eden, sınıflandırılabilir taleplerdir. Bir aracın bu talepleri doğru ekibe yönlendirmesi, standart olanları şablona bağlaması ve gerçekten bir hukukçu gerektireni öne çıkarması, günün önemli bir kısmını geri kazandırıyor. Böylece hukukçunun zamanı, gerçekten muhakeme isteyen işlere kayıyor.
- Bilgi erişimi. Bir kurumun hafızası dağınıktır: eski görüşler, sözleşme şablonları, düzenleyici yazışmalar, geçmiş kararlar. Bu birikimi aranabilir kılmak ve doğru soruya doğru geçmiş cevabı getirmek, çoğu zaman sıfırdan başlamayı gereksiz hale getiriyor. Buradaki asıl kazanım hız değil, tutarlılık. Aynı sorunun iki farklı ekipte iki farklı cevaba varması, sanılandan daha büyük bir risktir.
- İlk taslaklar. Bir bildirimin, bir iç notun ya da standart bir maddenin ilk taslağı artık dakikalar içinde çıkıyor. Ama ilk taslak, son taslak değil. Aracın işi boş sayfayı doldurmak, hukukçunun işi o sayfayı doğru hale getirmek. Boş sayfayı aşmak küçük bir kazanım gibi görünür, oysa çoğu işin en yavaş adımı tam olarak orasıdır.
Bu üç alanda ortak olan şu: araç, muhakemeyi değil, muhakemeye giden yolu kısaltıyor. Ekiplerin hedeflediği kazanımlardan biri de dış avukat bağımlılığının azalması. Daha önce rutin olduğu için dışarıya verilen işlerin bir kısmı, doğru araçlarla içeride daha düşük maliyetle yürütülebilir. Ama bu bir hedef, bir garanti değil; pek çok ekip bu tasarrufu henüz görmüş değil. Amaç, dışarıdan alınacak uzmanlığı gereksiz kılmak da değil: dış avukat, gerçekten uzmanlık gerektiren yerde kullanılsın, sıradan işlerin altında erimesin.
Sorumlu yürütme
Bir aracı devreye almak kolay, doğru devreye almak zor. Aradaki fark, teknolojinin kendisinde değil, onu çevreleyen disiplinde. Deneyimim üç ilke etrafında toplanıyor.
İlki, güvenceler. Bir modelin neye erişebileceği, hangi çıktının insan onayı olmadan kullanılamayacağı ve hangi verinin araca hiç verilmeyeceği baştan tanımlanmalı. Mahremiyet, gizlilik ve veri egemenliği gereklerini sonradan eklemeye çalışmak işe yaramıyor. Bunlar tasarımın içinde, en baştan olmalı. Sonradan yamanmış bir güvence, çoğu zaman hiç olmamasından daha yanıltıcıdır.
İkincisi, insan incelemesi. Yüksek etkili veya ekip dışına çıkan çıktılar bir hukukçunun onayından geçmeli; düşük riskli, ekip içi adımlar daha hafif bir denetimle yürüyebilir. Bu inceleme bir formalite değil, ama sorumluluğun tamamı da değil: hesap verebilirlik tasarımın, yapılandırmanın ve onayın tümüne yayılıyor, tek bir ana değil. İşleyişi riske ve geri dönülebilirliğe göre ayarlamak, hem gereksiz yükü hem de görünmeyen riski azaltıyor.
Üçüncüsü, ölçülebilir pilotlar. Bir çözümün işe yarayıp yaramadığı, hislerle değil sayılarla anlaşılır. Hangi sürecin ne kadar hızlandığını, hangi hata oranının kabul edilebilir olduğunu ve dış avukat harcamasının nasıl değiştiğini ölçmeden ölçeklemek, riski görünmez hale getirir. Bizim yaklaşımımız aşamalı oldu: küçük bir kapsamda başla, ölç, düzelt, sonra genişlet. Bir pilotun başarısızlığı da bilgidir, yeter ki ölçülebilir olsun.
Sonuç olarak, üretken yapay zeka hukuk ekiplerinde gerçek bir fark yaratıyor, ama vaat edildiği yerde değil. Muhakemeyi devralmıyor, ona giden yolu kısaltıyor. Bunu doğru anlayan bir ekip, hızını güvencelerle birlikte artırabilir. Yanlış anlayan bir ekip ise, kazandığını sandığı hızın altında görünmeyen bir risk biriktirir. Fark, teknolojide değil, onu yürüten disiplinde. Ve o disiplin, hiçbir araca devredilemez.
Sonraki yazı: Şirket içi hukuk ekipleri için yapay zeka yönetişimi: beş asgari kontrol →